kenanyildiz1

Kenan yıldız güncel paylaşımları

Hizmet Tespit Davası

Sosyal Güvenlik Hukuku konusunda önemli bir yere sahip olan hizmet tespit davası titizlikle üzerinde durulması gereken bir konudur. Çalışma hayatında geçen süreleri Sosyal Güvenlik Kurumuna hiç bildirilmeyen, bir diğer deyişle sigortasız çalıştırılan işçilerin, çalışma sürelerini tespit ettirmek amacıyla açtıkları bir dava türüdür. Kapsamı

Hizmet tespit davası aşağıdaki hususları ele alır

Tescillenmiş işe giriş bildirgelerindeki yanlış yazılan kimlik kayıtlarının ve sigorta sicil numaralarının tashihi, Sigortalıya ait olması gerekirken başkası adına bildirilen çalışma sürelerinin asıl hak sahibine kazandırılması, Hizmet süresinin başlangıç tarihinin doğru olarak tespiti, Prime esas kazancın tespiti, Başka işyerinden bildirim yapıldı ise gerçekte çalışılan işyerinin tespiti gibi hususlar da ele alınmaktadır.

Özelliği gereği diğer hukuk davalarından farklı bir yapısı vardır. Her şeyden önce araştırma usulleri farklıdır. Bu davada re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Mahkeme sadece davalı ve davacının beyanları değil çalışmanın fiili olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmakla yükümlüdür.

Yetkili Mahkeme

Genel olarak iş mahkemelerinde açılır. Davanın işverenin bulunduğu yer mahkemesinde, yahut işin yapıldığı yerde açılması mümkündür.

Dava Ne Zaman Açılır? Zamanaşımı

İşyeri tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna herhangi bir bildirim yapılmış olan işçiler, hak düşürücü süreye tabi olmadan her zaman hizmet tespit davası açabilirler.

Hiçbir bildirim yapılmayan durumda ise hizmet tespiti davasının açılabilmesi için hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık bir süre öngörülmüştür. Bu husus, 5510 sayılı Kanun m. 86/9’da yer alan “sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse” ifadesinden açıkça anlaşılmaktadır.

Kanunda öngörülen beş yıllık süre zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süredir. Buna göre; işe giriş bildirgesi, aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar prim ve hizmet beyannamesi verilen kişiler 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadan, her zaman hizmet tespit davası açabilirler.

Araştırma Usulü

Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre bu davalarda araştırma usulünün nasıl olacağı şu şekilde tespit edilmiştir;

Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmelidir. Daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmelidir. Dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları olmalıdır. Ya da komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21–510–527, 30.6.1999 gün 1999/21–549–555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480–579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.

Özetle

Hizmet tespit davası, yapısı itibariyle diğer hukuk davalarından farklılık arz etmektedir. Bu nedenle önemli bir dava türüdür. Kamu hukukunu da ilgilendiren bir davadır. Bu yazıda hizmet tespit davası ile ilgili özet bir takım bilgiler verilmiştir. Bu dava türü ile ilgili daha detaylı bilgi makalemizde vardır.

Zamanaşımı süresi, Yargıtay emsal kararları, EYT, bordro tanığı gibi konular hakkında da bilgi sahibi olmak için https://aslanduran.com/hizmet-tespiti-davalari/ adresini tıklayabilirsiniz.

Görevden Uzaklaştırma ve Hak Arama Yolları

Görevden uzaklaştırma tedbiri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 137 vd. maddelerinde düzenlemiştir. Bu yazımızda bu tedbirin tanımı, süresi, itiraz ve dava süreçleri, görevden uzaklaştırmanın iptal davası, karara itiraz, memurun hakları gibi konulara değineceğiz. Makale memur, polis, jandarma, asker gibi görevden uzaklaştırma tedbiri ile karşı karşıya kalan memurlar için kapsamlı bir içerik sunmaktadır.

Görevden Uzaklaştırma Nedir?

Genel olarak görevden uzaklaştırma; hizmette fiilen durması sakıncalı olan memura, geçici olarak memuriyet yetki ve görevlerinden el çektirilmesidir. Amacı, açılmış bir soruşturmanın doğru bir şekilde yürütülmesidir.

Görevden Uzaklaştırma Kararını Kim Verir?

Görevden uzaklaştırma kararını; • Atamaya yetkili amirler, • Bakanlık ve genel müdürlük müfettişleri, • İllerde valiler, • İlçelerde kaymakamlar, verebilirler.

Görevden Uzaklaştırma Kararının Süresi Ne Kadardır?

Görevden uzaklaştırma, bir disiplin kovuşturması nedeniyle verildiği zaman en çok üç ay devam edebilir. Bu süre sonrasında hakkında bir karar verilmediği takdirde memur görevine başlatılır. Bir ceza kovuşturması nedeniyle bu yola başvurulmuşsa görevinden uzaklaştırmaya yetkili amir ilgilinin durumunu her iki ayda bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir karar verir ve ilgiliye de yazı ile tebliğ eder. Buradaki yetkili amirlerin kimler olabileceği, bir üst bölümde izah edilmiştir.

Görevden Uzaklaştırma Kararına Karşı İtiraz

Görevden uzaklaştırma kararına karşı itiraz yolu mümkün değildir. Bu karara karşı iptal davası, itiraz etmeden açılır. İptal davasının yanı sıra şartları oluşmuşsa maddi ve manevi tazminat davası da açılabilir. Kısaca özetlenecek olursa; karara itiraz değil, görevden uzaklaştırma iptal davası açmak gerekmektedir.

Görevden Uzaklaştırma Kararının Kaldırılması

Görevden uzaklaştırma kararı hangi hallerde kalkar? 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 143. Maddesinde hangi hallerde tedbirin kaldırılacağı belirtilmiştir. Görevden uzaklaştırma kararının kaldırılması için, soruşturma veya yargılama sonunda: • Haklarında memurluktan çıkarma dışında bir disiplin cezası verilenler, • Yargılamanın menine veya beraatine karar verilenler, • Hükümden evvel haklarındaki kovuşturma genel af ile kaldırılanlar, • Görevlerine ve memurluklarına ilişkin olsun veya olmasın memurluğa engel olmayacak bir ceza ile hükümlü olup cezası ertelenenler, Bu kararın kesinleşmesi üzerine haklarındaki görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılır.

Görevinden Uzaklaştırılan Memurun Aylık Hakkı

Görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurlara bu süre içinde aylıklarının üçte ikisi ödenir. Göreve dönülmesi durumunda eksik yatırılan miktar toplu bir şekilde geri ödenir.

Görevinden Uzaklaştırılan Memurun Sosyal Hakları

Sosyal hak ve yardımlar 657 sayılı Kanun’un 187-213 maddelerinde düzenlenmiştir. Emeklilik hakkı, çocuk yardım ödeneği, aile yardımı ödeneği, doğum yardımı, tedavi ve cenaze giderleri yardımı, giyecek yardımı, yiyecek yardımı, analık sigortası yardımı, hastalık sigortası yardımıdır. Bu sosyal yardımlardan kesintisiz bir şekilde faydalanmaya iki kısım dışında devam eder. Bunlardan ilki emeklilik hakkı ile ilgilidir. Görevden Uzaklaştırmanın Sonuçları

Görevden uzaklaştırmayla memuriyet statüsü sona ermez. Memurun özlük hakları bazı kısıntılara uğrasa da devam eder. Başka bir deyişle görevden uzaklaştırma, memuriyetin sona ermesi değildir. Memura bu dönemde aylığının 2/3’ ü ödenmeye devam olunur.

Makale hakkında daha detaylı bilgiye https://aslanduran.com/gorevden-uzaklastirma-ve-hak-arama-yollari/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Arca Hukuk ve Anışmanlık Ofisi

Ankara Etimesgut ilçesinde faaliyet gösteren Arca Hukuk ve Danışmanlık Ofisi Av. Mehtap Kamalak tarafından 2012 yılında kurulmuştur. Halen aynı ilçede avukatlık mesleğini titizlikle yürüten avukat ekibi ile etimesgut avukat olarak faaliyetlerine devam etmektedir.

Ofisimizin kuruluş amacı; müvekkillerimizin hukuki sorunlarına etkin, çabuk ve istenilen biçimde çözümler sunmaktır. Tüm ekibimiz avukatlık mesleğinin gerektirdiği dürüstlük ve güveni ilke edinmiştir. Gizlilik ilkeleri ve meslek kuralları çerçevesinde, davalara titizlik içerisinde takip etmekteyiz. Çözüm odaklı çalışmalar yaparak müvekkil memnuniyetini ön planda tutuyoruz.

Aynı zamanda arabulucu avukat olarak da faaliyetlerine devam eden Av. Mehtap Kamalak, bu konuda da birçok davada uzlaştırıcı rol oynamıştır.

Ofisimiz; aşağıdaki faaliyet alanlarında dava takibi yapmaktadır.

· Aile ve Boşanma Hukuku

· İcra Hukuku

· Ceza Hukuku

· İş Hukuku

· Tüketici Hukuku

· Tazminat Hukuku

· Arabuluculuk

· Gayrimenkul Hukuku

On yılı aşkın süredir hukuki faaliyetlerimizi aynı titizlik ve özenle devam ettiriyoruz. Müvekkillerimizin memnuniyeti bizim için her zaman ön plandadır. Bu bağlamda takibini yaptığımız davalarda, etkin hukuki desteği her zaman özenle sunuyoruz.

Nafaka Artırım Davası

Nafaka artırım davası; Mahkeme tarafından hükmedilen nafakanın sonrasında tarafların mali durumlarının ve ekonomik koşulların değişmesi sonucu veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde daha önce hükmedilen nafaka miktarının arttırılmasının istenmesi şeklinde açıklanabilir. Bu yazımızda nafaka artırım davası konusunda merak edilen konulara değinilecektir.

Nafaka Artırım Davası

TMK 176/4 ‘’Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.’’ Mahkeme tarafından hükmedilen nafaka miktarı kesin hüküm teşkil etmemekle birlikte bazı durumlarda artırımı istenebilmektedir. Nafaka alacaklı lehine hükmedilen nafaka miktarının artan ihtiyaçlar, hastalık, çocuğun eğitimi gibi nedenlerle mevcut nafakanın giderlerini karşılayamamasına rağmen nafaka borçlusunun gelirinde ödeme gücünde artış olması durumunda nafaka artırımı davası açılabilir.

Nafaka Nedir?

Nafaka, muhtaç durumda bulunan karı-kocanın birbirlerine, ana-babanın çocuklarına, altsoyun üstsoya, üstsoyun altsoya, kardeşin kardeşlerine yardım yükümlülüğü şeklinde tarif edilebilir. Nafaka borcu hem kanuni hem de ahlaki bir borçtur. Medeni kanun kapsamına sadece eşlere ve çocuklara değil yoksulluğa düşecek olan altsoy ve üstsoy içinde nafaka ödenmesi gereken durumlar öngörülmüştür.

Boşanma davası ile birlikte nafaka talebinde bulunmak mümkün olduğu gibi ayrı bir nafaka davası ile de mahkemeye başvurmak mümkündür. Türk Medeni Kanunu’nda üç ayrı nafaka çeşidi öngörülmüştür. Bunlar tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakasıdır. Tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası gibi boşanma davası ile birlikte ya da boşanma davasından bağımsız olarak ayrı bir dava ile talep edilebilen nafaka türlerinin dışında yardım nafakası gibi ayrı bir davayla talep edilebilen boşanma davasıyla bağlantılı nafaka türleri de mevcuttur.

Nafaka Artırım Davası Ne Kadar Sürer?

Nafaka artırım davası ne kadar sürer sorusunun kesin bir süre cevabı olmamakla birlikte ortalama olarak 6-10 ay kadar sürmektedir.

Yatırım Teşvik Rejiminin Hukuksal Boyutu

Bu makalenin amacı, “yatırım teşvik rejiminin hukuksal boyutu” konusunda yargı kararları eşliğinde detaylı bir inceleme yapılmasıdır. Yatırım teşvik belgesinin alınmasını müteakip ortaya çıkan hukuki ihtilafların çözümüne yönelik, yatırım teşvik davası ve davalara konu Danıştay içtihatları bu bağlamda detaylandırılacaktır.

Yatırım Teşvik Rejiminin Anayasal Dayanağı Nedir?

Yatırım teşvik rejiminin işleyişi, kaynağını Anayasa’dan alması yönüyle dikkate değerdir. Gerçekten de Anayasa’nın 166’ncı maddesinde, “Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.

Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yatırım Teşvik Rejimi Kapsamındaki Genel Düzenleyici İşlemler Nelerdir?

Genel olarak, “genel düzenleyici işlemler” genel ve kişilik dışı nitelikte olan tek yanlı idari işlemler olarak nitelendirilmektedir. Bu türden düzenlemeler herkese yöneliktir ve “kişilik dışı” olarak nitelendirilir. Bir başka ifadeyle, “kural işlemler” olarak da adlandırılırlar. İdare bu işlemlerle kurallar koyarak hayata geçirmektedir. Kanun hükmünde kararnameler, kararlar, tüzükler, yönetmelikler ve tebliğler genel düzenleyici işlemlerin en iyi örneklerindendir.

Türkiye’de yatırım teşvik rejiminin ana dayanağı, 15.06.2012 tarih ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’dır. Sözü edilen Karar’ın 1. maddesinde, bu Kararın amacının; kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedefler doğrultusunda tasarrufların katma değeri yüksek yatırımlara yönlendirilmesine, üretim ve istihdamın artırılmasına, uluslararası rekabet gücünü artıracak ve araştırma geliştirme içeriği yüksek bölgesel yatırımlar ile stratejik yatırımların özendirilmesine, uluslararası doğrudan yatırımların artırılmasına, bölgesel gelişmişlik farklılıklarının azaltılmasına, kümelenme ve çevre korumaya yönelik yatırımlar ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olduğu belirtilmiştir.

Anılan Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’ın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları tespit etmek amacıyla Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2012/1) hazırlanmış ve 20/06/2012 tarihli ve 28329 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu Tebliğ’in “Teşvik belgesi” başlıklı 3. maddesinde, “(1) Teşvik belgesi, yatırımın karakteristik değerlerini ihtiva eden, yatırımın bu değerler ve tespit edilen şartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi halinde üzerinde kayıtlı destek unsurlarından istifade imkanı sağlayan bir belge olup Kararın amaçlarına uygun olarak gerçekleştirilecek yatırımlar için düzenlenir” hükmüne yer verilmiştir.

Yatırım Teşvik Rejimi Kapsamındaki Genel Düzenleyici İşlemlere Nerede ve Hangi Sürede Dava Açılabilir?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinde yatırım teşvik davası açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

Yatırım teşvik rejimi kapsamında, önde gelen genel düzenleyici işlemler olarak özellikle tebliğ değişiklikleri ihtilaf konusu yapılabilmektedir. Danıştay Kanunun 24’üncü maddesi uyarınca “Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere” Danıştay nezdinde dava açılabildiğinden, yatırım teşvik belgesi kapsamında çıkarılan Tebliğlere ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay’da dava açılabilecektir.

Örneğin Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2012/1)’de, yatırım teşvik belgesi müracaatı tarihinden önce yurt dışından temin edilmiş olan güneş panellerinin de yatırım teşvikten yararlandırılmayacağı yolunda değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2016/2)’ in 2’nci maddesinin iptali istemiyle E:2017/208 kayıtla dava açılmıştır.

Davacı, güneş enerjisi sistemi sektöründe faaliyet gösteren davacı, iptali istenen hükümle kaldırılan teşvik dikkate alınarak, proje geliştirilirken anılan teşvikten yararlanılacağı öngörüsü ile güneş enerjisi santrali (GES) projesinin hayata geçirilebilmesi ile ilgili tüm maliyetler hesap edilerek yatırım yapıldığı ve çağrı mektubu almaya hak kazanıldığı, yurt dışından ithal olunacak güneş panellerine uygulanacak yatırım teşviklerinin de göz önünde tutulduğu, dava konusu edilen düzenlemenin, GES başvurusu yapmış olan veya çağrı mektubu alan yatırımcıyı kapsamaması ve bir geçiş hükmü de taşıması gerekir iken, böyle bir düzenleme yapılmamasının, haklı beklenti, idari istikrar ve hukuk güvenliği ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

Danıştay Onuncu Dairesi, 29.11.2021 tarih ve K:2021/5871 sayılı kararıyla; 27/08/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2016/3 sayılı Tebliğ ile dava konusu 2016/2 sayılı Tebliğin yayım tarihinden önce güneş panellerine yönelik başlamış yatırımlar için teşvik belgesi düzenlenmesi taleplerinin değerlendirmeye alınacağı yolunda bir geçiş hükmü getirilerek yatırımcılar yönünden ortaya çıkabilecek mağduriyetlerin giderilmesinin amaçlandığını vurgulamıştır. Bu haliyle, “haklı beklenti” ilkesine aykırı bir durumun veya hak kaybının oluşmadığı anlaşılmakla davacının bu konudaki iddialarına itibar edilmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Yatırım Teşvik Rejimi Kapsamındaki Bireysel İşlemlere Yönelik Örnek Bir Dava

Örneğin Trabzon’da Hidroelektrik Santrali yapım işi nedeniyle kullanılan krediye ilişkin olarak faiz desteğinden yararlanma istemiyle Ekonomi Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğüne yapılan başvurunun, yatırım teşvik belgesindeki yatırımın bitiş tarihinin 07/02/2011 olduğu, Bakanlıkları ile kredi kullanılan banka arasında imzalanan faiz desteğine ilişkin protokolde yer alan “yatırım süresi bitmiş teşvik belgesi kapsamında ilk kez yapılacak talepler için faiz desteği uygulanmaz” hükmü uyarınca, faiz desteğinden yararlandırılmasının mümkün olmadığından bahisle reddine ilişkin Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır.

İşbu davada, ilgili Şirket tarafından yatırım süresi bittikten (yatırım tamamlandıktan) sonra faiz desteğinden yararlanma talebinde bulunulduğu, davalı idare ile davacı Şirketin kredi kullandığı Kalkınma Bankası arasında faiz desteğinin uygulanmasına ilişkin olarak 13/04/2010 tarihinde imzalanan protokolün 7. maddesi ile yatırım süresi bitmiş teşvik belgesi kapsamında ilk kez yapılacak talepler için faiz desteğinin verilmeyeceği hususu açıkça kurala bağlandığından, davacı Şirketin faiz desteğinden yararlanma talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Danıştay Onuncu Dairesi kararı, İdari Dava Daireleri Kurulunun 28.2.2022 tarih ve Esas No: 2021/2383, Karar No: 2022/671 sayılı kararıyla aşağıdaki gerekçeyle bozulmuştur: İdari Dava Daireleri Kurulunun 28.2.2022 tarih ve Esas No: 2021/2383, Karar No: 2022/671 sayılı kararıyla

Uyuşmazlıkta, 2006/10921 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’ın 17. maddesinin 1. fıkrası uyarınca teşvik belgesinde öngörülen destek unsurlarının ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından uygulanmasının zorunlu olduğuna yönelik açık hüküm nedeniyle, yararlanılacak destek unsurları içerisinde faiz desteğinin de yer aldığı yatırım teşvik belgesi kapsamındaki Trabzon İli, … İlçesi, … Hidroelektrik Santrali yapım işinin, tarafına faiz desteği uygulanacağı haklı beklentisiyle davacı Şirket tarafından anılan belgede belirlenen süre içerisinde tamamlandığı, ancak faiz desteğinden yararlandırılma talebiyle yapılan başvurunun, yatırım sürecinin devam ettiği esnada davalı idare ile davacı Şirketin kredi kullandığı banka arasında imzalanan 13/04/2010 tarihli protokol ile getirilen, yatırım süresi bitmiş teşvik belgesi kapsamında ilk kez yapılacak talepler için faiz desteğinin uygulanmayacağına yönelik kural uyarınca reddedildiği anlaşılmaktadır.

Her ne kadar, 2006/3 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ’in 20’nci maddesinin 3’üncü fıkrası uyarınca, bankalarca yapılacak işlemlere ilişkin esaslar, Müsteşarlık ile Banka arasında imzalanan protokol ile belirlenecek ise de, protokol ile getirilecek kuralın, yatırımların desteklenmesi amacıyla Devlet tarafından yapılacağı belirtilen yardımların tarafına uygulanacağı beklentisiyle yatırım yapan kişilerin haklı beklentisini sonuçsuz bırakacak şekilde öngörülemez yeni bir kural niteliğinde olmaması gerekmektedir.

Bu durumda, teşvik belgesinde öngörülen destek unsurlarının ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından uygulanmasının zorunlu olduğuna yönelik açık hüküm ve yararlanılacak destek unsurları içerisinde faiz desteğinin de yer aldığı yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yapım işinin davacı Şirket tarafından anılan belgede belirlenen süre içerisinde tamamlanması karşısında; teşvik mevzuatında öngörülen amacın gerçekleştiği ve davacının oluşan haklı beklentisi kapsamında kullandığı krediler için (yatırım teşvik belgesindeki yatırımın başlangıç ve bitiş tarihleri arasındaki -07/02/2008–07/02/2011- dönemde kullandığı krediler) faiz desteğinden yararlandırılması gerektiği sonucuna varılmış olup, faiz desteğinden yararlandırılma talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır’.

Vergi Hukuku

Her vergi avukatı, vergi hukukunun, bireyler ve şirketler için katı kuralların, standartların, ilkelerin ve bazen de cezaların uygulanmasını gerektiren bir hukuk dalı olduğunun bilincindedir. İdari uygulamaların dağınıklığı ve vergi yargılamasında birçok konuda bir içtihat birliğinin bulunmaması, Türk vergi mevzuatının karmaşıklığını daha da ağırlaştırmaktadır. Çifte vergilendirme sorunu ise uluslararası alanda faaliyet gösteren önde gelen sektörler için hâla bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.

Pi Hukuk Danışmanlık, karmaşık vergisel prosedürlerin anlaşılmasını sağlayan, bunları analiz eden ve bu prosedürler hakkında uygun tavsiyelerde bulunan güçlü bir ekibe sahiptir. Mülkiyet hakkının korunması bağlamında, diğerlerinin yanı sıra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, vergi hukuku uzmanlarımız tarafından yakından takip edilmektedir. Uzmanlığımız, aşağıdaki alanları da kapsamaktadır:

Vergi planlaması ve yapılandırması, Transfer fiyatlandırması, Serbest bölge işlemlerinin, birleşme ve devralmaların vergisel boyutu, Katma değer vergisi ve dolaylı vergilendirme.

Vergi Avukatı

Pi Hukuk ve Danışmanlık Ofisi uzman kadrosu ile uluslararası hukuki faaliyetlerde bulunmaktadır. Vergisel davalar, genel olarak vergi mükellefleri ile idare arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklardır. Konu üzerindeki görüş ve uygulama farklılıkları bu farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun çözümü ise yargı yolu veya uzlaşma ile mümkündür. Ortaya çıkan bu uzlaşma veya yargı sürecinde işlemlerin takibinin uzman bir vergi avukatı tarafından yürütülmesi çok önemlidir. Bu durum, mükellefin bir vergi cezası ile karşı karşıya kalmasının önüne geçebileceği gibi genel olarak işlemlerinizde size de kolaylık sağlayacaktır. Bu nedenle konusunda uzman bir vergi avukatı ile çalışmak her zaman lehinize olacaktır. Vergi hukuku konusunda güncel paylaşımlarımızı linkedin hesabımızdan da takip edebilirsiniz.

Haksız İşgal Davası

Bu makalede, genel olarak, haksız işgal davası ile buna konu filer ve yargısal boyutta izlenebilecek adımlar tüm yönleri ile ele alınmaktadır. Haksız işgalin tanımı ve haksız işgale konu olabilecek örnekler açıklanarak haksız işgal tahliye ve tazminat davaları üzerinde de durulmaktadır. Aynı zamanda Men’i Müdahale Davası ile Ecrimisil davası ve şartları ile ilgili açıklamalar da yazımızın devamında olacaktır.

Haksız İşgal Davası Nedir?

Haksız işgal eski adı ile fuzuli şagil, haksız ve kötü niyetli bir şekilde taşınır ya da taşınmaz bir malın ya da bir hakkın yani bir şeyin kullanılması demektir. Kullanılan şey gerçek kişiye ait olabileceği gibi tüzel kişiye de ait olabilir ya da fuzuli şagil bir gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişilikte olabilir. Ayrıca bu durum üzerinde her hangi bir şekilde ortak mülkiyet olan ortaklık malında bir ya da birden fazla ortağın hakkı olandan fazlasını kullanması ya da tamamını kullanması şeklinde de söz konusu olabilir. Bunun dışında sözleşmesi sona ermiş bir kiracının kiralananı terk etmemesi şeklinde zuhur edebilir. Haksız işgal davası için konu olabilecek örnekler çoğaltılabilir, haksız işgal kavramı günlük yaşantımızda sıkça ve her alanda karşımıza çıkabilecek hukuki bir kavramdır. Haksız işgali önlemenin ve yiten hakları tazmin etmenin idari ve hukuki çeşitli yöntemleri mevcuttur. Bu konuda genel hususlara değinerek okuyucularımıza bir fikir vermek amacıyla makalemizi kaleme aldık, daha ayrıntılı ve spesifik yardım için alanında uzman avukatlarımızın olduğu ofisimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Aslan Duran Hukuk Bürosu

Aslan & Duran Hukuk bürosu; yaklaşık 23 yıllık hukuki deneyime sahip tecrübeli avukat ve uzman danışmanlardan oluşan bir ekipçe faaliyet göstermektedir. Ofisimiz Avukat Şerife Duran ve Avukat yasemin Berna Aslanbay tarafından kurulmuştur.

Ofisimiz iş ve sosyal güvenlik hukuku, idare hukuku, ceza hukuku, vergi hukuku, aile ve boşanma davaları, gayrimenkul hukuku, icra iflas hukuku, tazminat hukuku, ticaret ve şirketler hukuku, miras hukuku, borçlar hukuku, bilişim hukuku konularında faaliyet göstermektedir.

Müvekkillerimizi yasal hak ve sorumluluklar çerçevesinde temsil etmekteyiz. Müvekkil odaklı çalışma yürütmek ana hedefimizdir. Ankara ilinde bulunan gösteren ofisimiz çalışmaları ile avukat Ankara olarak faaliyetlerine devam etmektedir.

Ofisimiz hakkında daha detaylı bilgiye https://aslanduran.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Yurt Dışı Alacakların Takibi

Bu yazı, yurt dışı alacakların takibi konusunda detaylı bir hukuki kılavuz niteliğinde hazırlanmıştır. Borçlunun yurtdışında yerleşik bir firma ya da birey olması halinde alacağın tahsili çok daha zor ve karmaşık hukuki prosedürlerin izlenmesini gerektirmektedir.

Yurt Dışı Alacaklar Nasıl Doğar?

Sınır ötesi alacaklar, genel olarak yurt dışında yerleşik firma veya kişilerin Türkiye’den mal veya hizmet alımından kaynaklanabilmektedir. Türkiye, hızla artan genç nüfusu, dövize göre TL’nin değer kaybetmesi nedeniyle daha da düşen maliyetleri ve her geçen artan sayıda kurulan yeni işletmeleri ile büyüyen bir ekonomiye sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin dahil olduğu uluslararası ticaret ağları hemen her sektörde büyük bir yükseliş periyoduna girmiştir.

Yurt Dışı Alacaklar Nasıl Takip Edilebilir?

Sınır ötesi alacakların takibinde 3 ana yöntemin kullanılabileceği belirtilmelidir.

  • dava dışı yollar ile borçluyu ödemeye zorlamak,
  • yurt içinde açılacak davada verilen kararı ilgili ülkede tenfizini sağlamak,
  • yurt dışında doğrudan borçlu aleyhine takibe geçmek

Sınır Ötesi Alacaklar İçin Neden Öncelikle Dava Dışı Yollar Kullanılmalıdır?

Yurt dışı kaynaklı alacakların takibinde ilk başvurulması gereken yöntem dava dışı yöntemlerdir. Bunun ana nedeni, mahkeme yoluyla takibin, uluslararası işlem ve prosedürleri gerektirmesi ve TL karşısında dövizin göreli yüksek olması nedeniyle çok masraflı olabilmesidir. Diğer taraftan bu alacağın resmi yollar ile takibi, hem ulusal hukuk hem ulus-ötesi hukuki işlemlerin yapılmasını gerektirebileceğinden çok uzun sürmektedir. Daha da kötüsü bu zaman sürecinde bütün hukuki aşamaların dikkatle geçilmesine rağmen borçlunun tahsili kabil mal varlığının bulunamaması riskinin de vardır.

Türkiye’de Yatırım Teşvik Rejimi Nasıl İşler?

“Türkiye’de yatırım teşvik rejimi nasıl işler” sorusunun cevaplandırılması, bu yazının ana amacını oluşturmaktadır. Yatırım teşvik rejiminin nasıl alınabileceği, yatırım teşvik belgesi alınmasını müteakip gereken hukuki süreçlerin neler olduğunun ve bu belgenin nasıl korunabileceğinin bilinmesi, özellikle büyük yatırımcılar açısından önem arz eder.

Yatırım Teşvik Rejimi Nedir?

Yukarıda değinilen Kararın 1’nci maddesinden, yatırım teşvik belgesinin amacının, ülkede üretim ve istihdamın ayrıca bölgesel, stratejik ve uluslararası yatırımların artırılması olduğu; yatırım yapan şirketlerin bu amaç doğrultusunda desteklenmesinin amaç olarak benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, yatırımcılara verilen desteklerin de mümkün olduğu ölçüde geniş yorumlanması gerekmektedir.

Bu haliyle tüm dünyada korona virüs salgınının oluşturduğu yeni şartlar nedeniyle; yarı zamanlı veya evden çalışma koşullarının getirdiği yeni ekonomi modeli, pek çok sektörü olumsuz etkilemiştir. Bu durum, domino etkisi yaparak ekonomik olarak pek çok işletmeyi zor duruma sokmuştur. Ancak maalesef dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de halen hissettiğimiz ekonomik sıkıntılar, öyle kolay atlatılabilir düzeyde değildir. Bu gelinen noktada, pek çok firmanın faaliyetine devam etmesinin sağlanması gerekmektedir.

Ülkede pandemi sonrası oluşan şu anki ekonomik koşullar karşısında, devlet kurumlarının üzerine büyük bir yük düşmektedir. Hükümet birimlerinin, özellikle teşvik uygulaması kapsamında, ülke ekonomisine katkıyı artırmak, istihdam ve yurt dışından döviz girdisi sağlamak amacıyla önemli yatırımları teşvik etmesi daha da önemli hale gelmiştir.

Sonuç

Türkiye’de yatırım teşvik rejiminin nasıl işlediğini belirleyen düzenlemeler son derece karmaşıktır. Özellikle, hangi yatırım projesi için hangi yatırım teşvik belgesinin temin edilmesi gerektiği en baştan çok iyi belirlenmelidir. Bunun yanında yatırım teşvik belgesi temin edildikten sonra hangi sürelerde hangi idari prosedürlerin yerine getirilmesi gerektiği konusunda da çok dikkatli adımlar atılmalıdır. Sonuç olarak gerek yatırım teşvik belgesinin alınmasına kadarki idari başvurular ve gerekse yatırım teşvik belgesi kapsamındaki teşviklerden yararlanılabilmesi için yapılması gerekenler konusunda kapsamlı bir hukuki danışmanlık hizmeti alınmalıdır. Bu türden bir hukuki yardımın yokluğu, çok daha masraflı ve uzun sürebilecek yatırım teşvik davalarının idari yargıda açılması ile neticelenebilir.