Aile ve Boşanma Davaları

Boşanma Davasında Maddi Tazminat

Boşanma Davası-Maddi Tazminat Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Burada boşanma nedeniyle kusursuz eşin uğradığı zararın maddi tazminat yoluyla telafisi amaçlanmaktadır. Boşanma sonucu doğan zarar, boşanmaya sebep olan fiilden kaynaklanmaktadır. Zarar ise malvarlığında meydana gelen bir eksilmedir. Bu sebeple, mevcut olan ve boşanmadan kaynaklanan bir zararın söz konusu olması gerekir. Bu durumda TMK m. 174 vasıtasıyla zararın tazmini yoluna gidilir. Boşanma hukukundaki zarar, nitelik olarak haksız fiilin özel bir türü olarak karşımıza çıkar. Temelde kusura dayanan bir sorumluluk söz konusudur. Buradaki kusurun evlilik içinde meydana gelmiş olması, temelde geçerli olan kusura dayalı sorumluluk esasına kendine özgü bir nitelik kazandıracak ölçüde farklılık getirmemektedir. Maddi tazminata hükmedebilmek için haksız fiil sorumluluğunda olduğu gibi bazı maddî olguların varlığı aranır. 1) Zarara Uğranılması Kusursuz eşin mal varlığının mevcut haliyle boşanma olmasaydı göstereceği durum arasında, iradesi dışında meydan gelen fark zarar unsurunun gerçekleştiğini gösterir. a) Mevcut Zarar Mevcut zarar, “kusursuz” eşin malvarlığında boşanma sebebiyle gerçekleşen eksilmedir. Evlilik sürerken eşlerin karşılıklı yükümlülükleri bir diğeri için hak ve menfaattir. Boşanma sonucunda bu hak ve menfaat sona erer. Sona eren menfaat kusursuz eşin boşanma dolayısıyla uğradığı zarardır. Kusur durumuna göre bu tazminat istenebilir. Tazminata konu olan zararın boşanmanın doğrudan sonucu olması gerekir. Eşlerin boşanma süresinde kendi bakımlarına yaptıkları masraflar, boşanma davası masrafları gibi masraflar tazminata konu olmaz. Burada kastedilen maddi tazminat bakım, dayanışma, ekonomik yardımlaşma hakkının kaybından doğan menfaattir. Zira kanun evin ve çocukların iaşesini eşlere eşit olarak yüklemektedir. Dolayısıyla bir eş diğerinden yararlanmaktadır. Boşanmayla kusursuz ya da az kusurlu eş bu yararlanma hakkını kaybetmektedir. İaşeden kasıt ise, yeme içme, barınma, eğitim, sağlık, giyim ve özellikle çocuklar açısından çeşitli sosyal masraflardır. b) Beklenen Zarar Boşanma anında mevcut olmayan, tam olarak elde edilmiş bulunmayan ancak kusursuz eşin malvarlığında kesin ya da büyük bir ihtimalle meydana gelebilecek artışın boşanma yüzünden engellenmesi beklenen zararı oluşturur. Bu zarar türü boşanmayla eşin mal varlığında fiilen azalma şeklinde ortaya çıkmamaktadır. Ancak malvarlığının artışı engellenmektedir. Bu muhtemel artış boşanma anında yeterince somutlaşmış ise beklenen zarar söz konusudur. Beklenen menfaatler kaynağını evlenme akdinden alır. Evliliğin sona ermesiyle boşanma anında yeterince somutlaşan bu menfaatin boşanma nedeniyle yitirilmesi beklenen zarardır. O halde, boşanmada kusursuz ya da az kusurlu olan eşin bu beklentisi maddi tazminat yoluyla tazmin edilmelidir. Hâkim, kusursuz eşin menfaatlerini dikkate alarak somut olgu ve verilere göre boşanma anında somutlaşmış veya doğması kuvvetle muhtemel menfaatin varlığını kanaat edinirse beklenen zararı tespit eder. 2) Maddi Tazminat Talep Edilen Eşin Kusurlu Olması Kanunda kusursuz veya daha az kusurlu eşin zararlarının tazmini düzenlenirken açıkça kusura dayanan tazminat sorumluluğu düzenlenmiştir. Eğer kusur yoksa maddi tazminat da söz konusu olmaz. Aile hukukunun emrettiği ve gerektirdiği ve eşlerden beklenen davranışların eşler tarafından gösterilmeyerek boşanmaya sebebiyet verilmesi kastedilen kusurdur. Boşanma hükmü ise adeta haksız fiilde hukuka aykırılık gibi sorumluluk unsurudur. Eylemli ayrılık gereğince boşama davası reddedildikten ve karar kesinleştikten itibaren üç yıl geçmiş ve ortak hayat yeniden tesis edilememişse başka husus araştırılmadan boşanmaya karar verilir. Böyle durumlarda haksız bir neticenin doğmasını engellemek için fiili ayrılığa sebep olan eşten maddi tazminat istenebilecektir. Şekli boşanma olan eylemli ayrılık kapsamında açılan boşanma davasında boşanmanın unsurları belli şekle tabidir. Eğer önceki davanın kararında kusur tespiti yapılmışsa orada kesinleşmiş delillere göre ancak boşanmanın gerçekleşeceği dönem itibarıyla zarar doğar. Bu nedenle takdir edilecek tazminat miktarı karar tarihindeki şartlara-zarara göre hesaplanmalıdır. 3) Maddi Tazminat Talep Eden Eşin Kusursuz Ya da Daha Az Kusurlu Olması Kanunda kusursuz ya da evlilik birliğinin sarsılmasında daha az kusurlu olan eşin maddi tazminat talep etme hakkı verilmektedir. Tazminata hükmedebilmek için mahkeme taraflar arasında kusur dağıtımı yapar. Tarafların eşit kusurlu olduğunu takdir ederse maddi tazminat talebinin reddine karar verir. Mahkeme, tarafların kusur oranlarını tespit ederken eşlerin boşanmaya yol açan olaylarda hangi eylemlerinin niçin daha ağır olduğunu ve delillerin birbirine karşı neden üstün tutulduğunu açıklar. 4) İlliyet Bağı Boşanma ile kusursuz ya da az kusurlu eşin uğradığı zararlar arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Kanun “…mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf…” demek suretiyle illiyet bağını hüküm altına almıştır. Eğer boşanma olmasaydı kusursuz veya daha az kusurlu eş zarara uğramayacak idi ise boşanma ve zarar arasında illiyet bağı vardır. Gerçekleşen zararın boşanmaya sebebiyet veren davranış (kusurlu eşin davranışı) yüzünden doğduğu görülebilir olmalıdır. Zira aile hukuku açısından düşünülürse kusurlu eşin bu tür bir davranışı aile refahına ve aile birliğine yönelik olduğundan ve boşanmaya sebebiyet verdiğinden, gerçekleşen zararın doğmasına sebep olmuştur. Bu yüzden, uğranılan zararın gerçek sebebi boşanma gibi görünse de, boşanma, boşanmaya sebep olan kusurlu-davranışın doğurduğu sonuca oturtulan hukuki sonuçtur. Asıl sonuç, doğan zarardır. Boşanmaya sebep olan davranış ise dolaylı değil doğrudan sebeptir. Buna göre kusurlu davranışın sahibi eş, zararla kurulan doğrudan sebep yüzünden sorumludur. Şekli Şartları 1) Boşanma Kararı MK m. 174/I anlamında maddi tazminat kararı verilmesi ancak eşler arasındaki evlilik hakkında bir boşanma kararı verilmesi şartına bağlıdır. Evlilik ilişkisi, boşanma kararı dışında bir sebeple(mesela ölüm) sona ererse, miras hukukunun hükümleri devreye girer, maddi tazminat talebi dikkate alınmaz. 2) Taleple Bağlı Olma ve Süre Şartlarıa) Taleple Bağlı olma Maddî tazminata hâkim tarafından re’sen hükmedilmez. Boşanma sebebiyle zarara uğrayan kusursuz eş tarafından maddî tazminat talebinin mahkemeye ulaşması gerekir. Boşanma davası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Buna göre, boşanma davası sırasında maddi tazminat boşanma yüzünden zarara uğrayacak olan kusursuz eş tarafından talep edebilir. Sadece bu eş tazminat talebinden feragat edebilir. Maddi tazminat boşanma dava dilekçesi, karşı dava dilekçesi veya cevap dilekçesi ile istenebilir. Bunun yanında maddi tazminat boşanmanın bir fer’i konusudur. Bu nedenle dava süresince duruşma içinde sözlü veya yazılı olarak da boşanma kararı verilmeden önce hâkime iletilebilir. Yeter ki talep eden tazminatın niteliği ve miktarını açıkça belirtsin. Mahkemenin talep ile bağlı kalma zorunluluğu aynı zamanda miktar ile de söz konusudur. Diğer ifadeyle Aile Mahkemesi ancak talep edilen kadar maddi tazminatın ödenmesine karar verebilir. Talepten fazla tazminat ödenmesine karar verilemez. b) Süre Şartı Maddi tazminatı isteme dönemi olarak boşanma davasının süresi asıl süredir. Ancak, dava sürecinde istenmeyen maddi tazminat, MK m. 178 uyarınca boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde istenmek zorundadır. Madde metninde ve kenar başlığında bu sürenin zamanaşımı olduğu belirtilmektedir. Boşanma Davası-Maddi Tazminat

İdari Yargıda Yürütmeyi Durdurma

Yürütmeyi durdurma (YD), İdari Yargılama Usulünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27.maddesinde düzenlenmiştir. Yürütmenin durdurulması, Danıştay’da veya idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal davalarında istenebilen ve esas karardan önce verilen tedbir niteliğinde bir karardır. Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılmış olması tek başına dava edilen idari işlemin yürütülmesinin durdurulması için yeterli değildir. Bunun için belirli şartların gerçekleşmesi ve mahkeme tarafından “yürütmenin durdurulması kabul” kararı verilmesi gerekir. İdari Yargılama Usulünde Yürütmenin Durdurulmasının Şartları Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Bunun için davalı idarenin savunmasının alınmasına gerek yoktur. Ancak davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra da bu kararı verebilirler. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir. Yürütmenin Durdurulması Şartlarının Değerlendirilmesi İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğması durumu uygulamada daha çok “yıkım” kararı verilen hallerde karşımıza çıkmaktadır. Bu durum Danıştay veya idari mahkemeler tarafından uygulanmakla etkisi tükenecek bir işlem olarak görülür. Uygulamada yıkımla ilgili dosyalarda yürütmenin durdurulması talebi varsa idari mahkemeler bunu ivedi olarak inceler. Genellikle idarenin savunması alınmaksızın bu işlemin yürütmesi durdurulur. Uygulamada uygulanmakla etkisi tükenecek işlem olarak görülen bir diğer işlem de “öğrencilerin okuldan uzaklaştırılması”dır. Bu hallerde de idarenin savunması alınmadan işlemin yürütmesi durdurulur. Örnekler çoğaltılabilir. Burada uygulamada karşılaşılan bir duruma daha dikkat çekmekte fayda var. Uygulamada içeriği “parasal hak, özlük hakları, para cezaları vs.” olan işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasının istendiği görülmektedir. Bilinmelidir ki, Danıştay veya idari mahkemeler böyle bir işlemin telafisi güç ve imkânsız zararlar doğurmayacağını belirterek yürütmenin durdurulması istemini reddetmektedirler. Bunun gerekçesi de şudur: Dava sonunda işlemin iptaline karar verildiğinde davacı bütün haklarını faiziyle geri alabilecektir. İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olma durumu yürütmenin durdurulmasının bir diğer şartıdır. Bilindiği gibi bir idari işlemin iptali, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olmasına bağlıdır. Bu açılardan bir hukuka aykırılık varsa ve diğer şart da gerçekleşmişse işlemin yürütmesi durdurulur. Örneğin, vali tarafından verilebilecek bir disiplin cezasının belediye başkanı tarafından verilmesi, bu işlemin yetki yönünden sakatlanmasına neden olur. Bu şartların gerçekleşmemesi nedeniyle verilen “yürütmenin durdurulmasının reddi” kararı, davanın da reddedileceği anlamına gelmez. Dava sonunda mahkeme, işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olduğuna kanaat getirirse işlemi iptal eder. İdari Yargılama Usulünde Yürütmenin Durdurulması Kararı Verilemeyecek Haller Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Bu nedenle bu konularda tesis edilmiş bir işlemin iptali istemiyle açılan davada da yürütmenin durdurulmasına karar verilmez. Buna rağmen davanın yürütmeyi durdurma talepli açılması davanın gereksiz uzamasına neden olur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Vergi Mahkemelerinde Yürütmenin Durdurulması Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26.maddesinin 3.fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. Diğer Hususlar Yürütmenin durdurulması talep edilecekse bunun için “YD Harcı” yatırmak gereklidir. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda idarenin savunma süresi kısaltılabilir. Ayrıca tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hâkim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. Yürütmenin durdurulmasına ilişkin verilen kararlar on beş gün içinde yazılır ve imzalanır. Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz. Yürütmeyi Durdurma (YD) ve diğer İdare Hukuku makalelerimiz için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Anlaşmalı Boşanma Davası ve Şartları

Anlaşmalı Boşanma, diğer boşanma nedenlerinin aksine eşlerin karşılıklı rızasına dayanan bir boşanma durumudur. Aldatma, Hayata Kast, Kötü Muamele veya Akıl Hastalığı nedeniyle boşanma davası açmak kolaydır. Ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması olgusuna dayanan boşanma davası açmanın şartları bakımından bazı zorlukları vardır. Çünkü burada evliliğe son verebilmek için, evlilik birliğinin temelden sarsılması olgusunun, birliğin tekrar kurulmasını imkânsız kıldığı ispatlanmalıdır. Hem bunu ispatlamak hem de tarafların kusurlarının derecelerinin tespitinde karşılaşılan güçlükler hukukçuları yeni arayışlara yönlendirmiştir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma bu zorlukları aşmak için öne sürülen bir boşanma nedeni olmuştur. Anlaşmalı Boşanmanın Şartları Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı Bu sürenin tespitinde evlenme tarihi esas alınır. Ayrıca tarafların fiilen bir yıl birlikte yaşamış olmaları şart değildir. Eşlerin birlikte müracaatı veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi ancak duruşmada tarafın bizzat hâkim tarafından dinlenmekle ve boşanma iradesinin tespit edilerek duruşma zaptına işlenmesi ile mümkündür. Birlikte Dava Açmak veya Bir Eşin Diğerinin Davasını Kabul Etmesi Her iki eş boşanmak isteklerini aynı dilekçede belirtip imzalayabilir ve duruşmada imza ve taleplerini tekrarlayabilirler. İmza ve talep sahipleri aynı celsede birlikte ve karşılıklı olarak boşanma isteklerini tekrarlamaları gerekir. Bu usul anlaşmalı boşanmanın çok önemli bir şartı olmaktadır. Eşlerden birinin tehdit veya herhangi bir baskı ile beyanda bulunmalarını önlemek için eşler aynı celsede bir sözleşme metni hazırlanıp imzalanıyormuş gibi hâkim huzurunda iradelerini beyan etmelidirler. Eşlerin birlikte dava açıp diğerinin davanın herhangi bir aşamasında boşanma yönündeki iradesini geri çekmesi halinde boşanma davasına şiddetli geçimsizlik sebebine dayanılarak devam edilir. Bunun gibi evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan davada da yargılamanın herhangi bir aşamasında tarafların sözleşme sunmaları, hâkimin de sözleşmeyi uygun bulması halinde anlaşmalı boşanmaya göre sonuçlandırılabilir. Taraf iradelerini uygun bulan mahkeme tarafların müşterek çocukları varsa uzmanların raporlarına göre velayete ilişkin sözleşme hükmünü kabul eder. Ya da değiştirilmesi için taraflara süre verir. Değiştirilmesine gerek görmez ise sözleşmenin ilgili hükmünü onayladığını kararda belirtir. Çocukların velayeti ve iştirak nafakası ve varsa çocuk malları konusunda mahkeme için tarafların sözleşmeleri bağlayıcı değildir. Mahkeme gerekli değişikliğin yapılması için taraflara gerekli süreyi tanır. Mahkemenin öngördüğü değişiklik taraflarca kabul görmez ise boşanma davası kendiliğinden şiddetli geçimsizlik hükümlerine göre çözülmek üzere çekişmeli davaya dönüşür. Anlaşmalı boşanma ve diğer boşanma nedenleri ile ilgili makalelerimize web sitemizden ulaşabilirsiniz.

Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları Zina (aldatma) sözlük anlamı olarak, evli bir erkek ya da kadının, eşinden başka biriyle kendi isteğiyle kurduğu cinsel ilişki olarak tanımlanmaktadır. Zina (aldatma) nedeniyle boşanma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Boşanma Sebepleri” başlığı altında düzenlenmiştir. TMK’nın 161.maddesine göre; “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zinanın üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” Zina(Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davasında Süre Şartı Zinayla sadakatsizliğe uğrayan eş zinayı öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde boşanma davası açmalıdır. Bu süre içinde dava açılabileceği gibi dava açma hakkı olan eş açık veya zımni olarak zinayı yapan eşi affedebilir. Bu durumda dava hakkı sona erer. Dava açma hakkının azami süresi ise beş yıldır (TMK 161). Zinada Sayı Şartı Var Mıdır? Hayır yoktur. Yasak ilişkinin bir kez gerçekleşmesi boşanma için yeterlidir. Zina özel boşanma sebeplerinden biri olmakla beraber sadakat yükümlülüğüne aykırı bir davranış olduğundan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına da neden olmaktadır. Bu yüzden bu davada hem özel boşanma nedenine hem de genel boşanma nedenine dayanılabilir. Zinada İspat Araçları Nelerdir? Hangi Eylemler Zinadır? Zinada İrade Şart Mıdır? Zinada eylemin gerçekleştiği kesin olmaya yakın delillerle ispatlanmalıdır. Suçüstü ispat çoğu zaman imkânsızdır. Zinanın varlığı her türlü delille ispatlanabilir. İspat yükü davacıdadır. Uygulamada genellikle görüntüye dayalı delillerden zinanın gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır. Bu eylem sonucunda çocuk doğduğu taraflardan biri tarafından iddia edilirse kan ve DNA verileri zinayı ispatlamada kullanılabilir. Yine yurtdışında olan kocanın eşinin gebe kalması, zührevi hastalıklara yakalanması, fotoğraflar, düğün yapma, mektuplar, tanık anlatımları, kesinleşmiş hükümlülük kararı, soruşturma evrakı vs. delillere örnek verilebilir. Livata ve sevicilik zina değildir. Eksik kalkışma zina için yeterlidir. Ceza hukuku anlamında tamamlanmış bir zinanın varlığının ispatı aranmaz. Yaşama karşı ciddi tehdit ile cinsel birleşme zina sayılmayacağı halde mala karşı yapılan tehdidin etkisiyle gerçekleşen cinsel ilişki zina sayılır. İradi olması aranmaktadır. Cebir, tehdit, bayıltma vs. durumlarında veya kadının zorla ırzına geçilmesi durumunda kusur koşulu gerçekleşmediğinden zinaya dayalı boşanma davası açılamayacaktır. İktidarsızlık, rahimin bulunmaması, cinsel soğukluk, tedavi edilemez bir ağız kokusu, ilgisizlik sonucu değiştirmez. Böyle bir sebep sadakatsizliği meşrulaştırmaz. Zina (aldatma) nedeniyle boşanma ve diğer boşanma sebepleri için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Nafaka Davası, Şartları ve Nafaka Türleri

Nafaka boşanma nedeniyle, eşlerin birbirlerine ve çocuklarına yardım yükümlülüğü olarak tanımlanmaktadır. Boşanma davasında nafaka talebinde bulunulabileceği gibi, boşanma davasından ayrı olarak nafaka davası açılabilmesi de mümkündür. Nafaka davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakacaktır. Tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç çeşit nafaka vardır. Tedbir Nafakası Dava tarihinden boşanma veya ayrılık hükmü kesinleşinceye kadar devam eden nafakaya tedbir nafakası denir. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan eşlerin barınmasına (Türk Medeni Kanunu m. 186/1), geçimine (Türk Medeni Kanunu m. 185/3), malların yönetimine (Türk Medeni Kanunu m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (Türk Medeni Kanunu m. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (Türk Medeni Kanunu m. 169). Mahkemece, dava tarihinden geçerli olmak üzere, Herhangi bir işi ve geliri olmayan veya Yardıma muhtaç eş yararına Türk Medeni Kanunu’nun 185/3 ve 186/3 maddelerine uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilir. Tedbir nafakasına hükmedilirken tarafların kusur durumuna bakılmaz. Çocuklar için tedbir nafakasının başlangıcı, çocukların kimin yanında kaldığına göre dava tarihi, diğer eşe teslim edilecekse teslim tarihi, sonradan doğmuş ise doğum tarihidir. Reşit çocuk için, eş nafaka isteyemez. Yoksulluk Nafakası Yoksulluk nafakası alabilmek için; – Boşanma olmalı, – Boşanma nedeniyle ekonomik durumu bozulmalı/yoksulluğa düşmeli, – Boşanma konusunda kusuru karşı taraftan daha ağır olmamalı, (eşit kusurlu olabilir) Bu şartları sağlayan taraf, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Nafaka talebinden feragat edilirse yeniden istenemez. Boşanma davasında istenilen nafaka talebinin reddine karar verilir ve karar kesinleşirse; sonradan nafaka istenemez. Nafaka konusunda hiç talep ve karar yoksa boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde (Türk Medeni Kanunu m.178) nafaka istenebilir. İştirak Nafakası Boşanma kararının kesinleşme tarihine kadar çocuklara verilen nafakaya tedbir nafakası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra verilen nafakaya ise iştirak nafakası denilmektedir. İştirak nafakası kamu düzeni ile ilgilidir. Bu nedenle; boşanma, ayrılık veya evliliğin iptali davalarında, hakim; bu hususta bir karar vermek zorundadır. Ayrı Nafaka Davası Nafaka davası boşanma davasından ayrı olarak da açılabilir. Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi (Türk Medeni Kanunu m. 177) yetkilidir. Boşanma davasından ayrı açılan nafaka davası ayrı harca tabidir. Nafaka isteyen taraf, ayrı yaşamada haklı nedene dayanmalı veya diğer eşin ailenin geçimi için katkıda bulunmadığını kanıtlamak zorundadır. Kovma, uzaklaştırma, terke zorlanma, veya diğer eşin ortak konuttan ayrılıp nafaka isteyen eşle ilgilenmemesi, ona destek olmaması vb hususlar haklı neden sayılabilir. Çocuklar yararına nafaka için ayrı yaşamada haklı olup olmamaya bakılmayacaktır. Nafakanın Ödenme Biçimi Mahkemece; nafakanın, toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar. Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır. (Türk Medeni Kanunu m. 176/3) Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Nafaka ile ilgili makalemiz ve daha fazlası için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Boşanma Avukatı

Ankara Boşanma Avukatı - Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak Aile ve Boşanma Davaları ile ilgili hukuki işlemlerde müvekkillerimize, uzman kadromuz ile her türlü hukuki yardımda bulunmaktayız. Söz konusu davalar için bu alanda uzman avukatlar ve boşanma avukatı ile boşanma davaları ve aile davaları konusunda hizmet vermekteyiz. Aile hukukunu ilgilendiren davalarda başlıca hizmetlerimiz nelerdir? Aile hukuku medeni hukuk içindedir. Temel kavramı ailedir. Bu nedenle; Nişanlanma Evlenmenin koşulları ve evlenme hükümleri Boşanma şartları, maddi ve manevi tazminat ile nafaka Çocukların geleceğini ilgilendiren velayet davası ve iştirak nafakası Evlenme öncesi ve sonrasında edinilen mallara ait mal rejimi ile ilgili sorunlar Evlilik hayatının geçtiği konut Soybağı Evlat edinme Velayet, vesayet ve kayyımlık ile ilgili davalar Yabancı mahkemelerce aile hukuku hakkında verilen kararın tanınması ve tenfizi

Sayılmaktadır. Aile Mahkemeleri Aile Mahkemelerinin görevi; 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin kuruluş görev ve yargılama usullerine dair kanun ile düzenlenmiştir. Yukarıda sayılan davalar Aile Mahkemesinin görev alanı içindedir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde bu tür davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk mahkemeleri bakmaktadır. Yine belirtmek gerekir ki; Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde oluşturulan tedbir kararları da Aile Mahkemesince verilmektedir. Aile ve Boşanma Davaları ile ilgili makalelerimiz aşağıdadır. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Babalık (Babalığın Tespiti) Davası Boşanma davasında manevi tazminat Fiili ayrılık veya eylemli ayrılık nedeniyle boşanma davası ve şartları Terk nedeniyle boşanma davası ve şartları Zina nedeniyle boşanma davası ve şartları Boşanma davasında maddi tazminat Anlaşmalı boşanma davası ve şartları Vasiyetname, geçerlilik koşulları ve türleri Boşanma Sebepleri ve Boşanmada Yetkili Mahkeme Boşanmada Tazminat Miktarının Tespiti